OYUN NEDİR?
Çocuk; masum, duyarlı, bağımlı, meraklı ve gelişimi devam eden bir insan yavrusudur. Çocukluk çağı ise, doğumla yetişkinlik arasında geçen, insanların yaşarken farkına varamadığı olağanüstü gelişim öbeklerini barındıran bir evredir. Çocuk bu sihirli dönemi oynayarak, keşfederek ve öğrenerek geçirirse mutlu olur; bu da gelecekte mutlu bireylerin oluşturacağı bir toplum demektir
Gelişim sürecinde çocuk ve oyun kavramlarını birbirinden ayırt ederek tanımlamak mümkün değildir. Oyun ile gelişim arasında sarmal bir ilişki bulunmaktadır. Oyun çocuğun gelişimini yansıtan bir ayna olduğu gibi; aynı zamanda gelişimi destekleyen bir yanı da bulunmaktadır . Bebeğin doğumuyla insan yaşamına giren oyun, büyüme gelişme sürecinde de insanın gelişimine eşlik eder. Örneğin, ses taklitleriyle başlayan oyun gelişimi çocuğun dil gelişimindeki ilerlemeyle birlikte şarkılı oyunlara dönüşür. Çocuğun büyüme ve gelişim serüveninde oyun da çocukla birlikte büyür ve gelişir. Oyun; çocuğun işittiği, gördüğü ve merak ettiği her şeyi deneyimleyebildiği bir laboratuvar olarak tanımlanabilir . Çocuk, oyun içerisinde kendiliğinden gelişen bir öğrenme süreci içine girer. Yardımlaşma, iş birliği yapma, bilgi edinme ve yaşam rollerini yaparak yaşayarak kazanır ve pekiştirir .
Oyunun insan hayatını hatta insanlık tarihini etkileyen bir kavram olduğu bilinmekle birlikte tam olarak ne olduğu ve neyi karşıladığı konusunda kesin ve ortak bir tanım bulunmamaktadır . Çünkü oyun; bireyin yaşına, kültürüne ve oyun türüne göre farklılaşır.
Türk Dil Kurumu tarafından yapılan tanıma göre oyun yetenek ve zekâ geliştiren, belli kuralları olan ve iyi vakit geçirmeye yarayan eğlence olarak tanımlanır .
Oyun, dışarıdan hiçbir müdahale olmadan çocuğun kendi isteğiyle giriştiği tüm eylemlerdir ve çocuğun hayatının önemli bir kısmını kaplar . Çocuğa kendi istek ve amaçları doğrultusunda hayata hazırlanılabilme özgürlüğü sunar.
Çocukların en çok oynadıkları oyunlar incelendiğinde genellikle çevrelerinde gördükleri yaşamı taklit eden ögeler içermektedir . Çünkü oyun ile çocuk içinde bulunduğu çevreye uyum sağlamayı öğrenir. İnsan olmanın da temel özelliklerinden biri bulunduğumuz koşullara kolayca adapte olmaktır. Oyun bu kazanımı ile çocuğu hayata hazırlar. Binbaşıoğlu’nun 1997 yılında çocuk oyunlarını gözlemleyerek sınıflandırdığı araştırmasında en çok oynanan oyunun evcilik olduğu ortaya koymuştur .
Oyun ifadesi eğlenceli olmakla beraber, kişiden kişiye farklı hisler uyandıran göreceli bir kavramdır. İçerisinde kural olsun ya da olmasın, belli bir amaca yönelsin veya yönelmesin her durumda çocuğun zevk alarak katıldığı yaşamı deneyimlediği ve eğlenirken hayatı, hayat için gerekli durumları öğrendiği bir eylemdir.
Çocukluk ve yetişkinlik kavramlarını kesin çizgilerle ayırabilsek de, yaş üzerindeki sayısal artış insanın oyunla olan bağını kopamaz. Sadece oyun olarak adlandırılan eylemlerin şekli ve süresi değişir ancak oyun hep vardır, var olacaktır. Bu ilişki içerisinde ters bir orantı görülmektedir; insanın yaşı küçüldükçe oyuna ayırdığı zaman artarken; yaşı büyüdüğü zaman oyun için gerekli zaman azalır. Burada bir doyum, haz duygusu da etkileyici faktördür.
Yetişkinler bazen oyunun içinde olduğunun farkında olmadan oynarlar; komşularla misafircilik, gereksiz yere marangoz işleri ile uğraşmak hatta bazen ayna karşısında geçen dakikaların oyuna benzer faaliyetler olduğu unutulmaktadır. Belki de bu sebepten yetişkinlik tarafından bakıldığında oyun gereksiz bir boş zaman faaliyeti olarak görülmektedir. Günümüzde çocukların yolunun oyunla en çok kesişmesi gereken yer olan okul öncesi eğitim kurumları bile güncel baskıların altında oyundan çok akademik faaliyetleri önemsemektedir.
İnanması çok zor olsa da, henüz 4 ya da 5 yaşında stres ve tükenmişlik belirtileri gösteren çocuklar bulunumaktadır. Bunun sebebi, ebeveynlerinin ve öğretmenlerinin onların eğitsel ihtiyaçları hakkında yanılmaları olduğu düşünülmektedir. Bu çocukların bazıları oyun oynamayı unutacak kadar yanlış bir eğitim bile görebiliyorlar. Bir okul yöneticisinin anlattığına göre çocukların velilerinin çoğu, çocuklarını mevcut olan bütün derslere [iki yaşına gelir gelmez] yazdırmaları gerektiği fikrine “tav olmalarıdır”: Jimnastik, sanat, yüzme, dans, piyano, keman vs. Bu çocuklar haftada en az beş gün boyunca sadece anaokuluna gitmekle kalmıyor [hem de aşırı yapılandırılmış olan] aynı zamanda bu “zenginleştirme” derslerine de gitmeleri isteniyor.
Oyun çocuğun yaşamında hayati öneme sahip fiziksel ihtiyaçları [ beslenme, nefes alıp verme] kadar önemlidir. Çocuklar her zaman zevkle ve istekle oyun oynarlar.

Yorumlar
Yorum Gönder